TEL : + (90) 312 418 26 94 E-Posta : tr_zimid2@ttmail.com

Tarımsal Ürünlerde İlaç Kalıntısı

Anasayfa
Bitki Koruma
Tarımsal Ürünlerde İlaç Kalıntısı

Tarımsal ürün yetiştiriciliği yönünden dünyada kendine yeter birkaç ülkeden biri olduğumuzla övünürken, çeşitliliği ve miktarı giderek artan ithal ürünlerin pazarda boy göstermesi bir tarım ülkesi olduğumuz savını bazen nostaljik bir anlama dönüştürmektedir. Buna karşın her yıl önemli çeşit ve miktarlarda tarımsal ürün ihraç ettiğimiz de bir gerçektir. Ancak özellikle ihraç edilen ürünlerde bazen kabul edilebilir sınırların üzerinde ilaç kalıntısı saptanması nedeniyle ihracatın engellenmesi medyatik bir olay haline gelmektedir. Dolayısıyla konunun uzmanı olmayanların eksik bilgi ile değerlendirmelerde bulunmaları sonucunda kamuoyunda korku yaratılmaktadır. Bilindiği gibi korkunun başlıca nedeni o konu veya olay hakkında bilgi eksikliğidir.

Uluslararası standartlarda tarım ilacı üreten ve pazarlayan firmaların temsilcilerinden oluşan ve işlevleri arasında eğitime ayrı bir yer veren bir dernek, ZİMİD-Zirai Mücadele İlaçları Üreticileri Derneği, olarak kamuoyuna konu hakkında bazı teknik bilgiler sunmayı görev bildik. Bu bağlamda tarımsal ürünlerde ilaç kalıntısı konusuna olabildiğince açıklık getirebilmek amacıyla dört ana başlık altında olası sorular ve teknik yanıtlara yer verdik. Kuşkusuz ek sorular akla gelebilir veya yanıtlar doyurucu olmayabilir. O takdirde, derneğimize başvurularak daha ayrıntılı bilgi sağlanabilecektir.


Tarımda Bitki Korumanın Yeri ve Önemi

Tarımsal ürün yetiştiriciliğinde nitelikli üretim materyali, uygun toprak işlemesi, sulama, gübreleme gibi tarım teknikleri gereğince uygulandığında sağlanacak ürün artışları yeterli değil midir? Anılan teknikler gereğince uygulandığında verimlilikte kuşkusuz artışlar sağlanabilmektedir. Ancak bu bir potansiyel ürün artışıdır; Zira çeşitli zararlı, hastalık ve yabancıotlar, gerek kültür bitkisi tarlada olduğu sürece gelişmesini engelleyerek, gerekse doğrudan ürün üzerinde önemli miktar ve kalite kayıplarına neden olurlar.

Bitki koruma uygulamaları ile ne ölçüde bir verim artışı sağlanmaktadır?

Her şeyden önce bir hususa açıklık getirmek gerekmektedir. Bitki Koruma uygulamaları verim artışı sağlamaz fakat hem miktar, hem de kalite bakımından zararlı, hastalık ve yabancıotların neden olduğu ürün kayıplarını önler. Ortalama bir değer olarak %30 düzeyinde hesaplanan bu kayıplar bazı durumlarda %100’e varan oranlarda oluşabilmektedir.

Bitki Koruma Yöntemleri; Kimyasal Savaş Zorunluluğu.

Bitki Korumada kullanılan başlıca yöntemler hangileridir?

Bitki Koruma Yöntemlerini doğrudan kullanılabilen ve dolaylı olarak yararlanılabilen yöntemler olmak üzere başlıca iki grupta toparlayabiliriz:

1) Doğrudan kullanılabilen yöntemler:

  • Mekaniksel Savaş: zararlıların toplanıp yokedilmesi, hastalıklı bitki ve bitki organlarının toplanıp yakılması, yabancıotların el ve çapa ile yokedilmesi.
  • Biyolojik Savaş: zararlılar ile beslenen böcek, kırmızı örümcek, nematod, mantar, virüs gibi avcı ve asalakların özel koşullarda kitle halinde çoğaltılarak uygun zamanlarda ortama salıverilmesi.
  • Dayanıklı Çeşit Kullanımı: seleksiyon, melezleme veya gen aktarımı yoluyla bazı zararlı ve hastalıklara karşı dayanıklı veya dayanıklı hale getirilmiş bitki çeşitlerinin kullanılması.
  • Tuzaklar: renk tuzakları, eşeysel çekici tuzaklar, v.b.
  • Kimyasal Savaş: zararlı etmenleri öldürmek veya gelişmelerini önlemek amacıyla geliştirilen kimyasal ürünlerin kullanılması.

2) Dolaylı olarak yararlanılabilen yöntemler:

  • Kültürel Önlemler: bitki nöbeti (münavebe), nitelikli üretim materyali kullanımı, ekim zamanını değiştirme, dengeli sulama, aşırı azotlu gübre kullanımından sakınma, v.b.
  • Doğal Düşmanlardan Yararlanma: olanak ölçüsünde seçici kimyasal kullanımı, yararlı türlerin güvenli barınakları olan kenar bitkilerinin bulundurulması ve bu alanları ilaçlamaktan sakınılması, zararlılara karşı var olduklarında değil fakat verilen mücadele eşiklerine ulaştıklarında kimyasal ilaç kullanımı.

İnsan ve çevreye bir sakıncası görülmediği anlaşılan çeşitli yöntemler varken neden kimyasal savaş yöntemi, hemde yaygın olarak kullanılıyor?

Kimyasal savaş dışındaki Bitki Koruma Yöntemleri gerçekten insan ve çevre sağlığı yönünden bir risk taşımıyor ve uygulanmalarına ilke olarak kimse karşı durmuyor, durmamalı da. Ancak ne yazık ki, bazı sınırlı durumlar dışında, hiç birisi sürdürülebilirlik güvencesi veremiyor. Mekaniksel savaşın geniş alanlarda ve gerekli zaman içerisinde işletilme şansı yok; ayrıca ekonomik olamıyor. Biyolojik Savaş sınırlı koşullarda başarılı olabiliyor; ancak tüm sorunları birden çözememesi ve ekonomik olamaması nedeniyle yaygınlaştırılamıyor. Dayanıklı çeşit, dayanıklılık geni aktarılmış olanlar dahil, belirli etmenlere karşı başarı sağlayabiliyor. Tüm zararlı etmenlere dayanıklı çeşitler bulunabilse bile bir süre sonra bazı etmenler dayanıklılığı yenebiliyor. Ayrıca ekonomiklik ve sürdürülebilirlik kuşkusu ciddi bir engel oluşturuyor. Böylece, etki yönünden güvenli ve ekonomik çözümler sağlayan kimyasal savaş, halen ve görülebilen gelecekte ağırlıklı olarak başvurulacak bir Bitki Koruma Yöntemi olmak durumunu koruyor.

Bitki Korumada Kullanılan Kimyasalların İnsan, Hayvan ve Çevreye Olası Riskleri.

Bitki Korumada kullanılan kimyasalların kansere neden olduğu söyleniyor. Daha etkili ve ekonomik olmakla birlikte, nasıl oluyor da Bitki Korumada kimyasal yöntemlerin, yaygın deyişle tarım ilaçlarnın, kullanımı bu riskin önüne geçebiliyor?

Öncelikle kullanıma sunulan kimyasalların nasıl ortaya çıktıklarını anlatmak gerekiyor. Güçlü kaynaklara sahip bazı firmalar-ki bunların çoğu ZİMİD üyelerince temsil edilmektedir- yeni bir kimyasalı ortaya çıkarabilmek için onbinlerce molekül ile çalışmakta ve sonuçta ancak bir iki molekülü potansiyel olarak saptayabilmektedirler. Belirlenen bu molekülün kullanabilirliğine karar verebilmek için 8-10 yıl süreyle ve 200 milyon dolar dolayında bir harcamayla, öncelikle insan ve çevreye olası risklerini, bu arada, etkin ve ekonomik olabilecek kullanım alanlarını araştırırlar. İnsan ve hayvanlardaki akut ve kronik etkileri, uygun kullanım dozları, son uygulama ile hasat arasındaki bekleme süreleri, uygulandıkları bitkileden elde edilen ürünlerde olabilecek en yüksek kalıntı sınırları (MRL) belirlenir, ayrıca taşımada, depolamada ve uygulamada uyulması gereken önlemler açıklanır, uygulama öncesinde ve devamında yaygın eğitim programları gerçekleştirilir.

Pazara sunulmasına karar verilen Bitki Koruma ürünü kuşkusuz önce, ülkemiz de dahil olmak üzere, her ülkenin yasal düzenlemeleri çerçevesinde incelemeden geçirilir ve uygun bulunduğunda ruhsatlandırılır. Bununla birlikte, tavsiyelere uyulmadığında gerek kullanım sırasında akut zehirlenme, gerekse ürünlerdeki olası yüksek kalıntı nedeniyle akut ve/veya kronik zehirlenmeler olabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, tükettiğimiz gıdalarda doğal olarak var olanlar dahil, tüm kimyasallar belirli dozların üzerinde alındığında benzer riskler gösterebilmektedir. Ayrıca, mücadele uygulanmadığında zararlıların saldırısına veya hastalıklara uğrayan bitkilerde insan sağlığına zararlı maddeler oluşabilmektedir.

Öte yandan, tarım alanlarını artık genişletme olanağı kalmadığı ve giderek artan nüfusun sağlıklı beslenme gereksinimi göz önünde bulundurulduğunda zararlı etmenlerin neden olduğu ürün kayıplarının önlenmesi bir zorunluluk taşımaktadır. Gerçekte ise yaşam risklerle doludur ve her yıl binlerce insan trafik kazalarında ölüyor diye araç kullanımını yasaklamayı, yine yüzlerce insan elektrik çarpması sonucu ölüyor diye elektrik kullanımından vazgeçmeyi, bazı insanlar köprülerden aşağı kendilerini bırakıp intihar ediyorlar diye köprüleri yok etmeyi düşünebilirmiyiz.

Aynı etkili maddeyi içeren tarım ilaçlarında fiyat farklılıkları dikkat çekiyor. Bu durum ilaçlar arasındaki kalite farklılığından mı kaynaklanıyor? Yoksa bu bir ticari oyun mu?

Kullanıma sunulan tarım ilaçları birer formülasyon (preparat) dur. Bir formülasyon teknik madde, yardımcı maddeler ve dolgu maddelerinden oluşur. Teknik madde yüksek oranda (%70-90 gibi) etkili madde içerir; Biyolojik etkiyi sağlayan bu etkili maddedir. Bir etkili madde molekülü ilk bulunduğunda firması patentini alır; Patent süresi 20 yıldır. Bu sürenin yaklaşık yarısı toksikolojik, ekotoksikolojik, kalıntı ve biyolojik etkinlik çalışmalarıyla geçer. Yapılan harcamaları yerine koymak ve yeni araştırmalara kaynak ayırabilmek için ilacın bir süre belirli bir fiyatın altında satılma olanağı bulunmamaktadır.

Patent süresi dolduğunda daha çok gelişmekte olan ülkelerde farklı çaplardaki firmalar da bu teknik maddeyi üretebilmekte ve dünya pazarlarına daha ucuz fiyatlarda sunabilmektedirler. Ucuzluğun bir bölümü bu firmaların araştırma için kaynak ayırma dertleri olmamasından kaynaklanmaktadır. Önemli bir farklılık ise teknik maddeyi üretirken kullandıkları düşük teknolojiden dolayıdır. Bunun anlamı şudur: Teknik madde, saf etkili maddenin yanı sıra ‘impurity’ diye adlandırılan ve bazıları belirli bir oranın (%0.1 gibi) üzerinde bulunduklarında, insan sağlığına ciddi zararlar verebilen maddeler içerirler. ‘Dioxin’ gibi bazı kimyasalların ise hiç bulunmaması gerekir. Ülkemizde de patent süresi dolmuş olan ilaçlar çeşitli firmalar tarafından emsale göre ruhsatlandırılmakta ve anılan teknik maddeleri de ithal ederek formülasyonlar yapabilmekte veya doğrudan bu teknik maddeleri içeren formülasyonları ithal edebilmektedirler. Bu ülkelerde de kuşkusuz yüksek teknoloji kullanarak üretim yapan firmalar bulunmaktadır, ancak bazılarının durumu kuşkuludur. Olumlu bir gelişme olarak, ilaç ruhsatlandırmasında ve denetimlerde şimdiye kadar sadece taahhüt edilen saf etkili madde oranını ve formülasyon kalitesini dikkate alan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın, Avrupa Birliğine Uyum çalışmalarını ileri bir düzeye getirmiş olduğu ve bundan böyle ithal edilen gerek teknik madde ve gerekse hazır formülasyonlarda kirlilik durumlarını da sorgulayacağı anlaşılmaktadır.

Bu kısa açıklamadan da anlaşılacağı üzere aynı etkili maddeyi içeren ilaçlar arasındaki fiyat farklılıkları, ölçütleri insan sağlığı ve çevreye duyarlılık, sürdürülebilir yenilikler ve eğitimler için bünyelerinde uzman kadrolar bulundurmak olan firmalar ile ticari kaygıyı ön planda tutanlar arasındaki anlayış ve eylem farklılığından kaynaklanmaktadır.

Tarımsal ürünlerdeki ilaç kalıntısının, genellikle, üreticilerin bayilerden istedikleri ilacı satın alabilmelerinden, uygunsuz zaman ve dozlarda kullanmalarından kaynaklandığı anlaşılıyor. Yeterli eğitim ve denetim yapılamıyor mu?

Ne yazık ki bu konuda eğitim de, denetim de yetersizdir. Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Genel Müdürlüğü döneminde tüm Bitki Koruma hizmetleri bir çatı altında idi ve organize, hızlı ve oldukça etkin bir biçimde üreticilere ulaşabiliyordu. 1984 yılında Bakanlığın yeniden düzenlenmesiyle hizmetlerin bütünleştirilesi amaçlanmış ancak 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanununda herhangi bir değişiklik yapılmamakla birlikte Bitki Koruma hizmetleri daraltılarak dağıtılmıştır.

Öte yandan, bir Bitki Koruma ürününü üreten ve/veya pazarlayan firma sadece ürününün tanıtımı çerçevesinde değil fakat aynı zamanda, insan sağlığı ve çevreye duyarlılık bilincinde olarak, her düzeyde doğru bilgilerle gerekli eğitimleri sağlayacak alt yapıya sahip olmalıdır. Madem ki bir AB ülkesi olma sürecindeyiz, bu ülkelerde bu tür eğitimlerin kamu kuruluşlarından çok ürünün sahibi firmalar, özel eğitim firmaları, dernekler, kooperatifler gibi özel kuruluşlar tarafından verildiğini görmezlikten gelmemeliyiz.

Bitki Koruma Ürünlerinin Akılcı Kullanımı / Kullandırılması

Bir Bitki Koruma ürününü satın alan üreticinin onun doğru kullanımı için başvurabileceği kaynaklar ve olanaklar nelerdir?

Üretici bir Bitki Koruma ürününü satın almaya karar vermeden önce sorunun ne olduğunu doğrulukla öğrenmelidir. Bu amaçla: - profesyonel bir danışmanla sürekli bağlantı kurabilir, - Bitki Koruma ile ilgili Bakanlık Kuruluşlarına başvurabilir, - Bakanlığın kitaplar halinde de yayımladığı ve tüm zararlı etmenleri içeren yönergelerden yararlanabilir, - çeşitli resmi ve özel kuruluşlarca yayımlanan kitap ve broşürleri okuyabilir, - teknik birikimi olan bayilerden gerekli bilgileri alabilir, - Bakanlık Kuruluşlarının ve firmaların düzenledikleri eğitimlere katılabilir. Böylece üretici sorununu veya sorunlarını doğrulukla tanımlayabilecek ve en uygun Bitki Koruma ürününü satın alabilecektir. Ardından ilk yapacağı iş ürünün (ilacın) ambalajı üzerindeki etiketi dikkatle okumak olmalıdır. Etikette ürünün hangi bitkilerde hangi zararlı etmenlere karşı, ne zaman, hangi dozda uygulanabileceği, son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreler, ilacın hazırlanma ve uygulanma şekli, gerek kullanıcı ve gerekse çevre için alınması gereken önlemlere ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Sadece ihracat engellendiği için değil fakat her şeyden önce kendi sağlığımız için Bitki Koruma ürünlerinin doğru kullanımını sağlayacak önlemler neler olmalıdır?

Alınması gerekli önlemlerin Eğitim-Yayım, Denetleme ve Yaptırımlar çerçevesinde ve bu işlevlerin birbirlerinin tamamlayıcısı olacak biçimde düşünülmesi gerekmektedir. Bu bağlamda yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

  • Tarım ve Köyişleri Bakanlığındaki Bitki Koruma hizmetleri yeniden düzenlenerek Araştırma > Eğitim > Yayım > Denetim hizmetlerine etkin ve sürdürülebilir bir yapı kazandırılmalıdır.
  • Önce ‘Bitki Koruma Hizmetleri Eğitim, Yayım ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’ kurulmalı ve gerek bu kuruluşun gerçekleştirilmesinde ve yürütülmesinde, gerekse diğer yapılanmalarda danışman olarak görev yapacak bir Üst Kurul oluşturulmalıdır. Bu kurulun oluşturulmasında Bitki Koruma konusunda eğitim veren başlıca kamu ve özel kuruluşlardan birikimi olan temsilcilerin seçilmesine özen gösterilmelidir.
  • Bitki Koruma ürünlerinin ithalatından üretim veya imalatına, depolanmasından taşınmasına her düzeydeki satışından kullanımlarına ve denetimden yaptırımlara dek AB ölçütlerine uygun yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
  • Sadece ihracatın olanaklı kılınabilmesi için değil fakat aynı zamanda ülkemizde de tüketiciye sakıncalı ilaç kalıntısı taşıyan tarımsal ürün sunulmasını önlemek, ithal edilen veya üretilen teknik madde ve formülasyonların her aşamada denetimlerini sistematik olarak yapabilmek için öncelikle Bakanlık bünyesindeki analiz laboratuarları personel ve ekipman yönünden güçlendirilmeli, bölgesel düzeyde yenileri kurulmalı, bu arada diğer kuruluşlardaki halen var olan laboratuarlardan da yararlanılmalı, ihracatçı birlikleri ve üretim kooperatifleri bu yönde özendirilmeli, hatta yasal zorunluluklar getirilmelidir.
  • Üretici düzeyinde her türlü işlemin kayda alınma zorunluluğu getirilmelidir. Kuşkusuz bu bir tarım işletmesi düzeninde sağlıklı olarak sağlanabilir, Ülkemizde var olduğu tahmin edilen 4 milyon tarım işletmesinin ancak 1 milyonu gerçek anlamda işletme niteliğinde olduğu göz önünde bulundurularak, 60 yıldan beri zaman zaman niyet edilen toprak ve tarım reformu girişimlerinin başarısızlığı da dikkate alınarak, gerçek üretici kooperatifleriyle ürün bazında oluşturulan üretim ve satış kooperatifleri veya birlikleri, ayrıca İzmir’de oluşturulmaya çalışılan üreticiye sakıncalı ilaç kalıntısı bulunmayan meyve ve sebze sunulmasını sağlamayı amaçlayan “Yeşil Nokta” gibi örgütlenmeler özendirilmeli ve analiz laboratuarı kurmaları için desteklenmelidir.
  • Son olarak, derneğimizin kurulduğu 2000 yılında başlattığı ve sürdürdüğü, ‘Tarım ilaçları konusunda dünyadaki gelişmeler’, ‘Tarım ilaçlarına dayanıklılık ve yönetimi’, Tarımsal ürünlerde ilaç kalıntısı ve yönetimi’, ‘Taşıma ve depolamada uyulması gerekli kurallar’, ‘Tarım ilaçlarının gereğince uygulanması için teknik bilgiler, ‘Biyoteknoloji’, ‘Entegre tarımsal ürün yönetimi’ gibi konulardaki eğitim çalışmalarının benzer yöndeki girişimleri özendirmesi içten dileğimizdir.

ZİMİD 2015 © Tüm hakları saklıdır.